|
İhracata dayalı sanayileşme modelini tercih eden ülkemiz son yıllarda sanayi ihracatında gösterdiği büyük başarıyı tarım ihracatında maalesef gösterememiştir. Tarımsal ürünler ihracatında en önemli kalem olan fındık ihracatına baktığımızda bugüne kadar uygulanan fındık politikalarının uzun vadeli bir vizyonla...
desteklenmemesi sonucunda Türk Fındık ihracatı istenen potansiyelini ortaya koyamamıştır. Nitekim fındık ihracatımız 200.000-ton ile 255.000.-ton iç fındık arasında sıkışmış, üretimde yaşanan süratli artışa ayak uyduramadığından ülkemiz büyük bir arz fazlası sorunu ile karşı karşıya kalmıştır.
Ancak bu sezon hükümetin açıkladığı tarım havzaları üretim ve destekleme modeli vizyoner anlamda fındık üretimine yeni bir boyut kazandırmıştır. Ancak fındık tarımının yapısal sorunları halen devam etmektedir. Fındık ve mamullerinin dünya ticaretinde söz sahibi olacak ve tarımsal ürün ihracatımız içindeki payını önemli derecede artıracak konuma ulaşması pek çok yapısal sorunun zincirleme çözülmesine bağlıdır.
Fındıkta sürdürülebilir ihracat artışının mümkün kılınması ihracat fiyat politikalarındaki istikrara bağlıdır. Yeni destekleme modeli ile kısıtlanan üretim miktarının ürünün var ve yok senelerinde yaratacağı olumsuzlukları izole edecek ekstra tedbirlere ihtiyaç vardır. Fiyat istikrarının sağlanması açısından açıklanan modele ilaveten getirilecek lisanslı depoculuk, üreticinin mevsimlik ön finansman ihtiyacının karşılanması, mekanizasyon ve modern tarım uygulamalarının mümkün olduğunca fındık tarımına uygulanması, gıda güvenliği ve kalitede izlenebilirliğin temini, tapu ve kadastro işlemlerinin bitirilerek üreticinin tamamen kayıt altına alınması, arazi parçalanmasının engellenmesi, üreticinin stok tutabilmesini imkan verecek kredi sistemi kurulması gibi konuların çözümlenmesi gerekir.
Bugün 2009 fındık rekoltesinin beklenenden az olması ve normalde arz ve talebin yoğun olduğu Ağustos ve Eylül ayı içinde kısa sürede gerçekleşen % 40’lara varan fiyat artışı neticesinde ihracat ve iç tüketimde yaşadığımız negatif gelişmeler yeniden bir durum değerlendirmesi yapılması zaruretini ortaya çıkarmıştır. Nitekim özellikle fındık ihracatında bir önceki yılın ayni dönemi itibariyle (01.09.2009 / 30.11.2009) kıyaslama yapıldığında meydana gelen miktar bazında % 25, değer bazında % 10 azalışın aşırı şişen fiyatlardan kaynaklandığı ve rekolte azlığından dolayı piyasada spekülatif stok eğilimi oluşturduğu, üreticinin üreticiden fındık alarak stok yaptığı, sektör dışındaki insanların fındığı yatırım aracı olarak görerek mevcut düşük kredi faizlerinden de yararlanarak stok yapma eğilimi içine girdiklerini gözlemliyoruz. Bu gidişat özellikle açıklanan uzun vadeli fındık stratejisinin ana ilkesi olan söküm sureti ile arzı daraltma ilkesine ters düşmektedir. Nitekim fiyatı 1 ayda % 40 artan bir ürünü kim terk ederek alternatif arayacaktır. Bu bağlamda piyasada fiyat istikrarının sağlanması gerek tüketimin artırılması açısından gerekse arzı kontrol açısından hayati önem arz etmektedir.
Bu arada yaklaşık 28.000.-ton daralan iç fındık ihracatımız dış alıcılar tarafından bizlerden kentalde 100-150 dolar daha ucuz satan Azerbaycan ve Gürcistan’dan satın alınmıştır. Kısaca ülkemiz bu sezon Azeri ve Gürcü fındığının şiddetli rekabetine maruz kalmış ve 28000.-ton’luk bir pazar payı kaybetmiştir.
Bu ifadelerimden yanlış bir yorum çıkarılmasını istemiyorum. Devlet elinde bulunan stoku ucuz satsın fiyatı düşürsün de demiyorum. Ancak önü açık bir spekülasyonun önlenmesi ihracat ve iç tüketimin artırılması, sağlıklı ve istikrarlı bir ticaret ortamının yaratılması ve fındık ticaretinin spekülatörlerin maceracı beklentilerinden arındırılması gerekir. Dünyanın en büyük fındık üretici ve ihracatçı ülkesi olarak piyasalarda istikrar yaratamamak bilakis ne olacağı belirsiz spekülasyona açık bir ortama müsaade etmek ülkemize ve sektörümüze prestij kaybettirecek ve uzun vadede sanayiciyi fındıktan soğutacak, tanıtım politikalarının iflasına ve hedef ülkelere giriş için şu ana kadar yapılmış tüm girişimlerin heba olmasına neden olacaktır.
Bu noktada üreticiler olarak rekabetçi olmak zorundayız.
Rekabetçi fiyat verebilmek için:
-
Ya verimimizi azami derecede artırmalı
-
Veya girdi maliyetlerimizi düşürerek gelirimizi maksimize etmeye çalışmalıyız.
Uzun vadeli bir stratejinin parçası olarak rakiplerimizi piyasadan silebilmek adına maliyetleri düşürücü yönde alınacak tedbirler üreticimize daha makul fiyatlardan satması halinde bile rekabet etme gücü sağlayacaktır. Tabi bu noktada devlet tarafından üreticiye verilecek direkt prim ödemelerinin gerek miktarı gerekse süresi konusunda 3 yıllık sürenin sonunda yeniden bir değerlendirme yapmak gerekebilir ve süre revize edilebilir. Verimin artırılması, maliyetlerin düşürülmesi ile ilgili pek çok tedbirler sıralanabilir. Bu bağlamda bahçe gençleştirme, çeşitlerin yenilenmesi, gübreleme, toprak tahlili, zirai mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi, GAP uygulamaları ve izlenebilirlik, çiftçi ön finansman ve stok tutabilme kabiliyetinin artırılması, lisanslı depoculuk, fındık borsası, kırıcı ve ihracatçı kredilerinde hedef pazar uygulamaları, paketli ve mamul fındık ihracat ve satışının teşviki, vs. gibi konuların derinlemesine irdelenmesi gerekmektedir.
Bu arada dünya gerçeklerini de göz ardı etmememiz gerekir. Bugün pek çok ülke fındık üretimi ile ilgili projeler yapmaktadır. Belki bunların bir kısmı başarılı olmayacaktır ancak bilinmelidir ki bizim dışımızdaki dünya boş durmamaktadır.
Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya, Çin, Şili, ABD’nin Oregon dışındaki başka eyaletleri fındık üretme veya üretimlerini artırmak için projeler yapmaktadır. 10 sene evvel dünya pazarında adı dahi geçmeyen Gürcistan, Azerbaycan bugün 70-80 bin ton üretim potansiyeline ulaşmış daha önemlisi artık sanayi malı ihracat eder konuma gelmişlerdir.
Bunları söylerken biliyorum özellikle ziraatçı arkadaşlarım klasik ihracatçı beyanı yine korku salıyor diyeceklerdir. Onlara bu ülkeleri tek tek gezmelerini ve özelliklede fındık kullanan sanayicilerle konuşmalarını tavsiye ediyorum. Dünya nüfusundaki artışa paralel olarak gıda tüketimi ve bu arada tabi olarak fındık tüketimi de artıyor ancak neden ülkemiz ihracatı artmıyor iyi sorgulamak lazım. Nitekim dünyada artan fındık tüketimi bizim dışımızda artan üretimle karşılanıyor. Şayet bizden karşılansaydı bizim ihracat rakamlarımız bunu teyit etmeliydi, demek ki rakip ülke üretimleri artan talebi karşılıyor. Bu gelişme gerçekten ülkemizin dünya fındık pazarından aldığı pay açısından çok önemli ve tehlikeli bir gelişme.
İşte bu noktada yeni fındık stratejisini biraz sorgulamak, öncelikle fındıkta yaşanan sorunlara çare olup olamayacağı konularında görüşlerimi arz etmek istiyorum.
Öncelikle tüm politik, sosyal ve mali sorumluluğu üstlenme cesareti göstererek yıllardır yapılamayan ve reform niteliğinde olan kökten değişikliğe imza attıkları için mevcut hükümeti kutluyor bir kez daha teşekkür ediyorum.
Atılan adım ve açıklanan kararlar tarımda bir devrim niteliğindedir. Ancak sadece kanun veya kararname çıkarmanın sorunları halletmeyeceğini hepimiz özellikle fındıkta iyi biliyoruz. İdeal bir sistem kurabilmemiz için ülke ve bölge gerçeklerini ve bu coğrafya üzerinde üretim yapan insanların davranış ve psikolojilerini de iyi analiz etmek lazım.
Aşağıdaki görüşlerim ve yorumların stratejiyi tenkit olarak algılanmasın. İyileştirilip mükemmeli bulma anlamında revize edilmesinde yarar sağlaması açısından faydalı olabilir.
- Yeni stratejinin başarısı, arzdaki daralmaya ve alternatif ürüne geçiş başarısına bağlanmış durumda. Bunun için 3 yıllık süre öngörülmüş ve alternatif ürüne geçiş oranında arz-talep dengesi kurulabilme olasılığı öngörülmüş. Bu noktada fındık tarımının kendine has özel durumundan dolayı sistemde bazı zayıf noktalar var ki başarıyı engelleyebilir, örneğin;
- Tarımdaki nüfusun azalma trendi fındık üretim bölgelerinde çok daha süratli hatta göçe dönüşmüş durumda. Bu halde alternatif üretimi kim yapacak? Azalan nüfusun yaratacağı maliyet artışı, verim düşüklüğü, kalite düşüklüğü gibi sorunlara paralel olarak birde arazi parçalanmalarını eklersek verilen söküm desteği gerçekten işe yarayacak mı? Fındık üreticisinin zaten % 50’si fındık gelirine bağımlı olmaktan çıkmış, 11 ay bölge dışında yaşıyor hale gelmiş. Köyde yaşayanın % 25’i ise emekli ve yaşlı insanlar. Bu şartlarda alternatif üretim düşünecek sadece geriye kalan % 25 kalıyor ki bu kesimin tamamını ikna ederek fındığını söktürmek imkansız görünüyor.
- Özellikle bu sezon gibi yok yıllarda fiyatların tavan yapması alternatife geçişi geciktirecek ve hatta psikolojik olarak sadece yılda 1 ay emek isteyen ve kolay saklanan bir mal olan fındığı daha da cazip hale getirmeyecek mi? Bu zayıf nokta nasıl izole edilecek.
- Desteklemeye alınan 406.000.-hektar arazide yapılacak fındık üretimi 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat hedeflemiş bir ülkede fındık ihracatının en az 650.000.-ton iç tüketiminin 150.000 ton olabileceği varsayımından hareketle az yıllarda sorun yaratmayacak mı?
- Başka bir açıdan bakarsak destek kapsamı dışında kalan 300.000.-hektar arazideki üretimin azaltılması için 3 yıl yeterli mi? Yoksa daha uzun bir süre ve yıllara göre ve dünya piyasa şartlarına göre bir telafi edici destek primi tayini daha mı etkili olur?
- Mahsulün bol veya az olduğu yıllarda piyasa regülasyonu nasıl temin edilecek, stok müesseseleri veya stok tutma mekanizması nasıl oluşturulacak? Bu oluşum için hazırlanan lisanslı depoculuk dışında alternatif enstrümanlar var mı?
- Üreticinin verimini artırıcı maliyetini düşürücü ve dolayısı ile rekabet gücünü artırıcı ek tedbirler nelerdir?
- Piyasada stok mekanizmasını ve bir anlamda ön finansmanı düzenleyici rol üstlenebilecek olan lisanslı depoculuk ve fındık borsası oluşumları için altyapı eksiklikleri ne zaman bitecek ve üreticinin bu müesseselere kanalize edilmesi için ne gibi ek tedbirler öngörülüyor?
Netice olarak üretici psikolojisinin ve davranışlarının fındık söküm politikasındaki rolü dolayısı ile arzın daraltılmasındaki başarı oranı gelecekte fındıkta yaşanan sorunların azalmasını veya devam etmesinde önemli rol oynayacaktır. Bölgede yetiştirilebilecek alternatif ürünlerin fiyatları ve pazarda satılabilme ve depolanma olanakları da yeni stratejinin başarısında önemli bir faktör olacaktır.
Açıklanan yeni fındık stratejisi sorunların çözülmesinde önemli bir adımdır. Ancak gelecek yıllarda hükümetin göstereceği kararlılık ve yeniden yapılanma sürecinde atılacak yeni düzeltici adımlar popülizm yerine uzun vadeli kararlı duruş sergileme ileriki yıllarda Türk Fındığı’nın dünya hakimiyetini artıracaktır. Aksi taktirde gelecek 10-15 yıl içinde yaşanacak sıkıntılar ülkemizi çok büyük ekonomik sıkıntılara sokacaktır.
Netice olarak bugün iktidarı, muhalefeti, üreticisi ve ihracatçısı ile tüm fındıkla ilgili kesimler öncelikle mevcut ülke gerçeklerini masanın üstüne koyarak tekrar düşünmelidir.
Mevcut açıklanan fındık stratejisi sürdürülebilir bir ihracat ve tüketim artışını temin noktasında yeterli midir? Üretici açısından zafiyet noktaları veya zayıf noktaları nasıl tamir edilebilir? Serbest ekonominin sağlıklı gelişimi açısından az ve bol rekolte yıllarında ne gibi ek tedbirler alınmalıdır? Açıklanan 3 yıllık süre yeterli midir? Kapsam alanı itibari ile telafi edici ödeme alacak dikim sahalarının sadece 406.000.-hektarla sınırlandırılması uzun vadede ne sakıncalar doğurabilir? Kamuoyunda suçlamalar yerine bu konular tartışılarak ideale yakın bir sistem oluşturulmasına katkıda bulunmalıyız.
Dursun Oğuz Gürsoy - Gürsoy A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı
|